Göz yaşı yanığı
Tenin unutmadığı atlas
Bir zamanlar ağladığımı hatırlıyorum. Ama hangi seferdi, hangi geceydi, hangi sözcük beni o eşiğe itti artık bilmiyorum. Bildiğim tek şey, gözyaşlarımın kuruduğu, ama düştükleri yerde bir iz bıraktığı.
Yanık.
İşte bu yüzden söylüyorum: bazı acılar geçmez. Sadece ten değiştirir.
Sabah uyandığımda aynaya bakıyorum. Gözlerimin altında çizgi yok, göz bebeklerimde kan yok. Dışarıdan bakan biri sağlıklı bir insan görür. Ama ben biliyorum sesimin içinde küçük bir çatlak var. Konuşurken araya giren o boğuk tını, bir zamanlar bastırdığım bir çığlığın yankısı. O çığlık gitmedi. Sadece susmayı öğrendi, benimle yaşamayı.
Özlem, derler, zamanla azalır. Yalan. Özlem bir kimyasaldır; cildin altına işler, yağ dokusuna yerleşir, yıllar sonra bir kokuyla, bir şarkıyla tutuşur. Suçluluk ise daha sinsidir: bir ütü gibi bastırır durur iç organlarını. Mide bulantısı değil bu. Daha derin bir şey. Göğüs kafesinin ardında bir yerin sürekli hafif yanması gibi.
Herkes yanığı suyla avutur. Oysa benim öğrendiğim: gözyaşı tuzlu olduğu için yakmaz. Gözyaşı, içinde çözünmüş bir şeyler taşıdığı için yakar. Çözülmemiş vedalar. Telaffuz edilmemiş özürler. Küçükken içine atıp büyüttüğün korkular onlar erir gözyaşında. Sonra dışarı sızar. Ve damladığı her yeri hafifçe dağlar.
Deri yenilenir, derler. Yedi yılda bütün hücrelerin değişir. Peki ya o hücrelerin her birine işlemiş bir yanık varsa? Değişen ne? Ten değiştirirsin, ama yine aynı ateş.
Bazen geceleri uzanıp koluma bakarım. Görünmez bir leke. Parmak uçlarımla yoklarım. Sıcak. Her zaman birkaç derece fazla. Sordum doktora: iltihap yok, enfeksiyon yok. "Psikosomatik" dedi. Güzel bir kelime. Anlamı: ruhun, seni duymazdan gelen bedenine mektup yazmış. Ama mektup okunmamış. Sadece yanmış.
İnsan bazı acıları unutmaz çünkü unutmak affetmektir, affetmek ise bazen ihanet. Kendine ihanet. O küçük, korkmuş çocuğa ihanet. Oysa çocuk hâlâ orada bir yerlerde, aynı ateşin içinde bekliyor. Yetişkin olmanın yanılsaması, zamanın her şeyi iyileştireceği yalanıdır. Hayır, zaman hiçbir şeyi iyileştirmez. Zaman sadece ağrıya bir dil öğretir. Ve o dil konuşulmayı bekler.
Ben şimdi ağlamıyorum artık. Gözyaşlarım bitti. Ama her gece yastığa başımı koyduğumda, şakağımda bir sıcaklık hissederim. İçeri sızmış bir şey. Belki o eski bir gözyaşı. Belki daha henüz dökülmemiş binlercesinin habercisi.
Yanık geçmez. Ten değiştirir, evet. Ama her yeni ten, bir öncekinin altındaki ateşi hatırlar.
Ve bazen, hiç beklemediğin bir anda duşta, otobüste, bir cam kenarında o eski, o küflü, o ihanete uğramış gözyaşı buharlaşır. Ve geriye hiçbir şey kalmaz.
Gerçi bir şey kalır. Yanık hissi.
Hiçbir merhem sürülmemiş gibi.



